Kasım 10, 2010
Yazmak
Beyaz bir kağıt üzerine kaleminizden mürekkebi akıtmaya başladığınız anda bir dünya yaratmaya başlarsınız. Bu dünya gerçek olur ve kimse onun varolduğunu reddedemez, çünkü orada, kağıdın üstünde duruyordur. Bir zamanlar dünyanın dümdüz olduğunu düşünen insanlar, düz bir kağıt üstündeki sizin dünyanızın varlığına inanmazlarsa nankörlük etmiş olurlardı zaten. Kitabı açıp ilk sayfasını okumaya başladığında kâinatı yaratan büyük patlama meydana gelir. Artık sayfalar uzay boşluğu, cümleler kozmik olaylar ve paragraflar gezegenlerdir. Gözler kelimeler üstünde ilerledikçe ırmaklar, ovalar, dağlar zihinde mucizevi bir hızla oluşmaya başlar. Irmağın şırıltısını, ovada otlayan koyunların melemelerini, dağın tepelerindeki karın soğukluğunu, karakterlerin ıstırabını, öfkesini, tesellilerini duyduktan sonra isterse günah işlemiş gibi sertçe kapağını kapatıp masanın üstüne koysun ve şeytan icadından kaçar gibi gerileyip kurttan kaçan tavşan gibi nefesinin sakinleşmesini beklesin, sonra isterse kitabı yaksın. O insan yaşadıkça o dünya da onunla varolmaya devam edecek. Hatta belki ondan sonra da. Cennet ve Cehennem de böyle yaratılmamışlar mıydı?
