Ekim 20, 2010
Burak'ın plansız şehri
İnsanlarla ilişkilerim, mimari bir düzeyde varoluyor. Yakın olduğum insanlar için bir ev yapıyorum ve birlikte olmak için o eve gidiyoruz. Bekar bi erkeğin aşk hayatı gibi geliyor olabilir kulağa ama demek istediğim mecazi bir şey. Ne zaman sevdiğim bir arkadaşım ile görüşsem nerde olursak olalım aslında ona özel olan evin içindeyiz. Eğer üç kişiysek, ya 3ümüze ait bir evdeyizdir ya da eğer öyle bir ev inşa etmediysem gerçekten o an nerde isek oradayızdır. Bazı evler var, yıllardır hiç kullanılmadan duruyorlar, çünkü uzun zamandır görüşmediğim bi arkadaşımla bana aittir ama o ev hala duruyordur. Bazı insanlar var, aynı evin içinde olabiliriz ama bir evimiz olmayabilir. Yaptığım evler çok sağlam oluyor, hikayedeki gibi kötü kalpli kurdun gelip üfleyip püfleyip domuzcukların evini yıktığı gibi yıkılmazlar. Fakat, eğer yıkılmaları gerekirse, görevliler gelip bir kağıt imzalatıp o evin yerine daha iyi bir ev teklif etmezler. Tek başıma usulca dışarı çıkar kapıyı arkamdan kapatırım, ben uzaklaşırken evin önce boyaları rüzgarda uçup gider, sonra tuğlaları tek tek düşer ve bu yıkım çok sakin ama melankolik bi şekilde gerçekleşir. Bugün bir ev yıktım. Olmayan ülkemin nüfusu bir kişi azaldı. Hayat nasılsa, öyle.