Ekim 21, 2010
Tartılma Sanatı: Basküle gerçek kilonuzla çıkın
Lütfen, in aşağı. Yanlış yapıyosun. Gerçek kilonu gördüğünü sanma. Şimdi sana tartılmadan önce ve tartılırken neler yapman gerektiğini anlatıcam. Tartılmanın zamanı, sabahtır. Kalk, yüzünü yıka, tuvaletini yap veee... hayır, daha değil. Önce sevdiğin bişey giy, mesela güzel bi takım elbise veya rahat bi kapşonlu svetşört ve eşofman altı. Saçlarını biraz düzelt, belki makyaj. Git ve okul çantanı, çalışıyorsan işle ilgili bikaç evrak al ve aynanın karşısına geç. Kendine bak. Benimel birlikte tekrar et: "Ben aldığım eğitim değilim, ben mesleğim değilim, ben kıyafetlerim değilim, ben hatalarım veya başarılarım değilim." Üstündeki her şeyi çıkar, anadan sonraki dogma'yı bırakmak ve tekrar anadan doğma olmak üzeresin. Şimdi, geçmişte olan tüm pişmanlıklarını bırak, olan oldu. Gelecekle ilgili tüm planlarını bir anlığına bırak, endişeler kadar umutları da bırak ama. Olacak, olacak. Aklını kurcalayan tüm anlaşmazlıkları unut, umursama. Seni üzen, yaralayan, sinir eden tüm insanlar, boşver onları. Gözünde şunu canlandır: Keskin bir jilet alıp bileklerini kesiyorsun, sanki gerçek ağırlığına kanın dahil değilmiş gibi. Ölü bedenin baskülün üstüne yığılıyor. Onu tartmanın ne faydası kaldı şimdi? Sen sana en yakın şey olan, bedenin de değilsin. Bedeninden de vazgeç o zaman ha? Şimdi kafa yorduğun her şeyin bir gün geride kalacağını hatırladığımız şu an, hayatın bir yolculuk olduğunu ve sahip olduğumuz tüm bagajların vasıtadan indiğimizde kaybolacağını ve kayıp eşya bürosu diye başvurabileceğimiz bir yer olmadığını farkedince hissettiğimiz bu ağırlıksızlıkla çıkıyoruz basküle, mümkünse yeni yağmur yağmış toprağa basar gibi, hafifçe, hevesle.
Ekim 20, 2010
Burak'ın plansız şehri
İnsanlarla ilişkilerim, mimari bir düzeyde varoluyor. Yakın olduğum insanlar için bir ev yapıyorum ve birlikte olmak için o eve gidiyoruz. Bekar bi erkeğin aşk hayatı gibi geliyor olabilir kulağa ama demek istediğim mecazi bir şey. Ne zaman sevdiğim bir arkadaşım ile görüşsem nerde olursak olalım aslında ona özel olan evin içindeyiz. Eğer üç kişiysek, ya 3ümüze ait bir evdeyizdir ya da eğer öyle bir ev inşa etmediysem gerçekten o an nerde isek oradayızdır. Bazı evler var, yıllardır hiç kullanılmadan duruyorlar, çünkü uzun zamandır görüşmediğim bi arkadaşımla bana aittir ama o ev hala duruyordur. Bazı insanlar var, aynı evin içinde olabiliriz ama bir evimiz olmayabilir. Yaptığım evler çok sağlam oluyor, hikayedeki gibi kötü kalpli kurdun gelip üfleyip püfleyip domuzcukların evini yıktığı gibi yıkılmazlar. Fakat, eğer yıkılmaları gerekirse, görevliler gelip bir kağıt imzalatıp o evin yerine daha iyi bir ev teklif etmezler. Tek başıma usulca dışarı çıkar kapıyı arkamdan kapatırım, ben uzaklaşırken evin önce boyaları rüzgarda uçup gider, sonra tuğlaları tek tek düşer ve bu yıkım çok sakin ama melankolik bi şekilde gerçekleşir. Bugün bir ev yıktım. Olmayan ülkemin nüfusu bir kişi azaldı. Hayat nasılsa, öyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

